Türsel Sınırların Muğlaklığına Dair Bir İnceleme: Ünlüler de Çocuktu Serisi

Azra Çelik

 Hikmet Altınkaynak’ın ilk kez 2003 yılında Ünlüler de Çocuktu ismiyle yayımladığı ve 2010 yılında Ünlüler de Çocuktu 2 ismiyle ikinci kitabını çıkardığı metinler, Can Çocuk yayınları tarafından epeyce baskı yapmış ve 10 yaş üzerine çocuklarına uygun görülen bir seridir. Serinin ilk kitabının 19.baskısına ulaşmış olması, metne olan okur ilgisini gözler önüne sermektedir. İkinci kitabı basıldıktan sonra Ünlüler de Çocuktu 1 ismiyle yayın hayatına devam ilk kitap 17, ikinci kitap ise 23 yazarın yaşamlarına dair bilgilere ve çocukluk anılarına yer verir. Burada “yazar” vurgusu önemlidir çünkü Altınkaynak kendisi birinci kitaba ait “Önsöz”de, meslekleri ne olursa olsun yer verdiği isimleri “pek çoğunuzun sevdiği hatta hayran olduğu ünlü yazarlarımız” olarak tanımlamayı uygun bulur. Bahsi geçen metinlerle ilgili bu yazıya konu olacak asıl mesele ise türsel sınırların biyografi, anı, belgesel öykü, otobiyografik öykü gibi sınıflandırmalar söz konusu olunca ne kadar muğlak olduğuna dair bir vurgu yapmak olacaktır. Bunu yaparken ise yazarlar odağa alınarak gerçekleştirilmiş olan bu derlemenin sadece “biyografi” değil “edebi biyografi” ile ilişkilenmesine odaklanılacaktır.

 Ünlüler de Çocuktu serisinin yazarı Hikmet Altınkaynak, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olarak gazetecilik, genel yayın yönetmenliği, yazı işleri müdürlüğü, radyo ve televizyon programcılığı ve yazarlık gibi birçok alanda yayıncılık dünyasında yer bulmasının yanı sıra akademik anlamda da rektör yardımcılığı ve öğretim görevliliği işlerini üstlenmiş bir kişi olarak edebiyat dünyasının farklı alanlarında farklı pozisyonlarda her daim aktif olmuş görünür. Yazar, özellikle hem yetişkin hem de çocuklar için kaleme aldığı biyografi metinleriyle dikkat çeker ki çocuklar için içlerinden en popüleri Atatürk’ün çocukluğuna odaklandığı metinler grubudur denebilir. Ünlüler de Çocuktu serisinin ilk kitabı Can Çocuk tarafından “Belgesel Öyküler” kategorisine dahil edilmiştir. İkinci kitap ise “Biyografi” kategorisinde değerlendirilip metnin kapağında bu ibareye yer verilmesi tercih edilmiştir. Bu iki ayrı sınıflandırma yazarın mı yoksa yayınevinin mi tercihidir bilinmez fakat ilk bakışta metinlerin kaleme alınma biçimlerine dair birtakım farklar içerdiği fikriyle okuru baş başa bırakır. Arada fark olarak görülebilecek tek unsur ise ilk kitapta Altınkaynak’a ait yazılmış kısımların kendisinin yazarlarla anılarına daha çok yer veriyor oluşuyken ikinci kitapta daha fazla yazarların yaşamına dair biyografik detayı kullanmış olması olarak ifade edilebilir. Fakat bu fark iki metin arasında okurun gözüne ciddi bir ayrım olarak çarpmaz ve metinlerin yapıları incelendiğinde yayımlanmaları arasındaki yedi yıl farka rağmen iki metnin de genel anlamda aynı söylemi ve biçemi sürdürdüğü görülür. Dolayısıyla bu farklı etiketlemenin metin içeriğine dair bir muğlaklığı ifade ettiği görülür ve bilinçli bir türsel tercihe dayanarak adlandırıldığını söylemek güçtür.  

Bu yazıya konu olan iki kitabın da “Önsöz”lerinde yazarın bu seriyi oluşturma biçimine dair somut bilgiler yer almaması rağmen Necati Cumalı’ya dair yazısının ilk bölümünde zikrettikleri daha evvelden bu serinin Milliyet Çocuk için hazırlandığını gösterir: “Milliyet Çocuk dergisinde Ünlüler de Çocuktu dizisine başlarken ilk yazıyı ondan istemiştim” (Altınkaynak Ünlüler de Çocuktu 1 34). Aynı zamanda Mehmet Başaran’a dair yazdıkları arasında “Bu kitaptaki yazıları derlerken Milliyet Çocuk’ta yazısını bulamadım. Bu durumda doğal olarak kendisinden istemem gerekiyordu” (27) der. Derginin bu dizisi için toplandığı düşünülen bu yazıların sonradan kitaplaşırken herhangi bir eklenti yahut eksiltiye uğrayıp uğramadığı ancak dergideki yazıların incelenmesiyle açıklığa kavuşabilir ki bu araştırma yazımın sınırlarını aşacaktır fakat kitabın dergideki yazılardan oluşturulmuş bir derleme olduğu fikri güçlüdür.

 Serinin ilk kitabında Altınkaynak’ın yer verdiği isimler Adalet Ağaoğlu, Mehmet Başaran, Demirtaş Ceyhun, Necati Cumalı, Gülten Dayıoğlu, Sulhi Dölek, Rıfat Ilgaz, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Kemal Özer, Hakkı Özkan, Adnan Özyalçıner, Yüksek Pazarkaya, Mümtaz Zeki Taşkın, Naim Tirali, Buket Uzuner ve Bekir Yıldız’dır. Bu isimlerin ardından serinin ikinci kitabında ise Sunay Akın, Ulviye Alpay, M.Sadık Aslankara, Egemen Berköz, Adnan Binyazar, Turgay Fişekçi, Müjdat Gezen, Mehmet Güler, Nail Güreli, Talât S. Halman, Aydın Hatipoğlu, Eray Karınca, Uğur Kökden, Zülfü Livaneli, Tarık Minkari, Leyla Ruhan Okyay, Erdal Öz, Demir Özlü, Ülkü Tamer, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Nazır Şentürk, İsmail Uyaroğlu, Zeynep Aliye’ye yer vermiştir. Metinlerde Altınkaynak’ın bu isimlere yer verirken nasıl bir kriter gözettiği ya da isimleri nasıl seçtiği açıkça dile getirilmemiş olmakla birlikte, metin içinde her isme yer verirken bir ön bilgilendirme amacına hizmet etmek adına konumlandırdığı anlaşılan bir iki sayfalık kısımlardan anlaşıldığına göre yazar, şahsen tanıştığı kişilerden rica yoluyla bu seri için yazı istemiştir ve serinin iki kitabı da çoğunlukla bu yazılarca oluşturulmuştur. Kimi yazarlara dair ise daha evvel kaleme almış oldukları yapıtlardan kimi kırpmalar gerçekleştirerek ya da izinleri doğrultusunda daha evvel yayımlanmış yapıtlarını olduğu gibi kullanarak da bir derlemeye gittiği görülür.

 Bu noktada metinlerin yapısına değinmekte fayda var. Metin her isme dair ilk olarak Altınkaynak’ın yazmış olduğu yazarla tanışmasına, dostluğuna ya da bu yazarın yaşamına dair seçmiş olduğu bilgilere dair bir iki sayfalık bir kısımla başlar. İlk kısmın hemen ardından gelen ikinci kısımda ise serinin yazarlarından gelen, çocukluklarında başlarından geçmiş olan bir anı ya da çocukluklarına dair paylaşmak istediklerine yer veren yazarın kendisi tarafından oluşturulmuş yazılar bulunur. Hikmet Altınkaynak’ın kaleme aldığı ilk kısımlar yaşanmışlıklar oranında değişikliğe uğrasa da temelde, yazarın yaşamına dair biyografik bilgiler ve ortak geçmişlerine dair birkaç kısımdan oluşmasıyla aynı izlek üzerinde ilerler. İkinci kısımlar ise her yazarın kendi kaleminden çıkması hasebiyle birbirlerinden farklı metin gruplarını görmenin mümkün olduğu bir çeşitlilik arz eder. Bu bağlamda metinleri bu iki ayrı yapı üzerinden değerlendirmek daha uygun görünür.

 Hikmet Altınkaynak’a ait kısımlar biyografi ve anı türü sınırları arasında gezinir ve aslında hem ikisine de dahildir hem de ikisinden de ayrı. Tür söz konusu olduğunda Thomas Beebee’nin deyimiyle bir “türsel sabitlenemezlik” ile karşı karşıya kalınır. Tür, sınırları şablonlarla belirlenmiş ve başından sonuna belirli kural ve kıstaslar içererek sabitliğe sahip bir katılığın içerinden değerlendirilemeyecek kadar kaygan bir zeminde hareket eder (Beebee 1-66). Yine benzer biçimde Derrida’nın “The Law Genre” makalesinde işaret ettiği gibi, bir türe “ait” olma söz konusu değildir, ancak türe “katılma” mümkün olabilir fakat bu noktada da tür sınırlarının sabitlenemezliğiyle karşı karşıya kalınır ki bu sebeple tüm metinler türe değip geçmek zorunda kalır (231). Bunu yaparken de türü değiştirir, bozar, ona bir şeyler katar, ondan bir şeyler eksiltir ve daha nicesi.

Bu bağlamdan hareketle bakıldığında Hikmet Altınkaynak’ın Ünlüler de Çocuktu serisinde kaleme aldığı metinlerin türsel açıdan konumlandırılamayışı anlam kazanır. Çocuklar için yazılmış bu metinlerde net bir şablon, belirlenmiş kıstaslara uygun olup olmama ya da bir türün sıkı sıkıya bağlı kalmak zorunda olduğu kurallar bütününden söz etmek mümkünsüzdür. Altınkaynak’ın kaleme aldığı metinlerin yapısını bu bağlamda bir örnekle açmak gerekirse, Rıfat Ilgaz örneğinden faydalanmak yerinde olur. Rıfat Ilgaz’a dair iki sayfalık yazıda, Altınkaynak öncelikle nasıl tanıştıklarına yer verir: “1970’li yılların ortalarıydı. İlk olarak Küçükçekmece’deki evinde ziyaret etmiş, uzun uzun konuşmuştuk. İkinci, üçüncü ve daha birkaç buluşmamız Taksim-Beyoğlu çevresinde geçti. Her görüşmemizde ondan yeni bir şeyler öğrendim” (55). Kendi tanışma anılarına ve paylaşımlarına yer verirken anı türüne dair bir çıkma yaptığı görülen Altınkaynak’ın her yazarı kurma biçimi Ilgaz örneğinde de görüldüğü gibi, her daim çocuk okuru karşısında muhatap olarak tahayyül ettiğini kanıtlayan bir yapı teşkil eder: “Çünkü yılların birikimiyle çok şey yaşamıştı; gerçekçi ve toplumcu yazar olarak gerçekleri dile getirmesi, toplumdan yana olması nedeniyle çok haksızlıklara uğramıştı” (a.y.). Altınkaynak bu gibi söylemleriyle başta, çocuk okura yazara dair bir bakış açısı kazandırmak amacıyla kendi iletmek istediği mesaj doğrultusunda bir çizgi çeker ve sonrasında yazarı kendi yazdığı vasıtasıyla tanıması için fırsat tanır. Daha sonra biyografik somut tarihsel bilgilere geçer: “Ünlü eseri Hababam Sınıfı tiyatroya ve çok sayıda filme uyarlandı. Rıfat Ilgaz eserleriyle birçok ödül aldı. Sizin okuyabileceğiniz çok sayıda kitabından bazıları şöyle” (56). Bu noktada Altınkaynak’ın seçmiş olduğu yazarların eğer çocuk kitapları -ya da onun deyimiyle çocuklara uygun- varsa bunları zikretmeden bölümü kapatmadığı fakat yetişkinlere göre metinlerini alışıldık biyografilerde olduğu biçimde belirtmediği gözlenir. Bu bağlamda Altınkaynak’ın yazmış olduğu bu ilk kısımların tanışıklığa dair kısa “anı”larla ağırlığı biyografiye yaklaşmış türde bir sapma yaratarak biyografi türünü dönüştürdüğü ve bu biçimde türü “çocuk okura görelik” anlamında başka bir boyuta taşıdığını söylemek mümkündür. Bu noktada Altınkaynak’ın vermiş olduğu biyografik bilgilerin niteliklerini konuşmakta da yarar var. Bahsi geçen metinler dahilinde “biyografi”yi “edebi biyografi” olarak daraltmak daha yerinde olur. Burada bir metnin edebi biyografi sınırlarında gezindiğinin anlaşılması için önemli olan nokta yazar-özneler etrafında şekilleniyor olmasıdır. Bu bağlamda edebi şahsiyetlerin yaşamını konu alan ve bu sırada da kişileri yazarlıkları üzerinden birer özne olarak kurgulayan yapı tam olarak Altınkaynak’ın yapmış olduğu biçimde gözlemlenir.

 İkincil olarak ise serinin ilk kitabının adlandırılmasında kıstas alındığı muhtemel “belgesel öykü” türünde yazarların kendi kaleme aldıkları metinlerine gelinecek olursa, bu kısımlara dair yapıya değinmek yerinde olur. Bu noktada tek bir yapının tekrar ettiğini söylemek yanlış olur. Bunun yerine birkaç eğilimden söz etmek mümkündür. Birincisi, tek bir anıya odaklanıp onu bir öyküye dönüştürerek aslında otobiyografik bir yazım gerçekleştiren yazarların eğilimi. Buna örnek olarak Adalet Ağaoğlu’nun ilk oyuncağıyla anısını paylaştığı “Bebek” metni verilebilir. Bu metin tıpkı bir öykü gibi kurulmuş ve belirli bir zaman diliminde bir mekânda bir kesiti ortaya koyuşu sebebiyle öykü formunda çok yakın görünür. Fakat burada ayrım bunun gerçekten yaşanmış bir anı olmasından kaynaklanır ki öykü türünün kurmaca odaklı yapısına ters olan bu durum yayınevinin kapakta yer verdiği “belgesel öykü” deyişinin konulmasının bir sebebi olarak görülebilir; Bir tarihi gerçekliğe, belgelere vs. dayandırılabilecek bir yapıdaki öykü. Bu tarz bir yaklaşım, biyografi ya da anı türüne dair anlatıların yapısı yalnızca saf bir gerçekliği aktarmak üzerine kurulu olduğuna dair bir yanılsamaya kapılmaya sebep olabilir. Oysa biyografi, anı ve hatta otobiyografi gibi türlerin tümü aslında belirli somut gerçekliklere dayanmakla birlikte birer kurmacadır. Ünlüler de Çocuktu serisi bağlamında ikili bir kurmaca yapısı söz konusudur. Birincisi ilk kısımdaki derleyenin gözünden yazar-özneler olarak kurulmuş ve edebi biyografik bilgiler içererek kurulmuş metinler ve ikincisi olarak otobiyografik biçimde kendi çocukluklarını bir hatırlama edimiyle yeniden kaleme alan ve bu biçimde kendi çocukluklarının belli bir kısmını yeniden kuran yazarların çocuk-öznelerini barındıran metinler. Bu noktada Foucault’nun yazar-işlevi (author function) üzerine değindiklerini anmakta yarar var çünkü metinlerdekiler her ne kadar gerçek kişilere işaret etse de metinlerde kurulanların kurmacalığı ön plana çıkar.

“Yazar-işlevi, söylemlerin evrenini içine alan, belirleyen, eklemleyen hukuksal ve kurumsal bir sisteme bağlıdır; her söylem üzerinde bütün dönemlerde ve tüm uygarlık biçimlerinde aynı tarzda ve tek-biçimli olarak uygulanmaz; bir söylemin üreticisine kendiliğinden atfedilmesiyle değil, bir dizi özgül ve karmaşık işlemle tanımlanır; gerçek bir bireye doğrudan doğruya göndermede bulunmaz, birçok ego’ya, farklı birey sınıflarının gelip işgal edebileceği birçok özne-konuma eşzamanlı olarak yer verebilir.” (240)

Yazar işlevi Foucault’ya göre tek ve evrensel değil tamamıyla toplumsal koşullar odağında şekillenen bir yapıdadır ve birçok bireyin paylaşacağı bir “özne-konum”lar kümesi gibidir, soyuttur, dolayısıyla da yazarlık toplumsaldır ve üretilecek metnin odağı bu toplumsallığı öne sürecek biçimde okur odaklıdır. Her yazar kendi toplumsallığı içinden kendi söylemiyle metni üretecektir. Bu bağlamda Ünlüler de Çocuktu’daki tüm yazarların tam da bu sebeple farklı kurgusallıklar ve yapılar dahilinde metinleri kaleme aldıkları bir yazar işlevi söz konusu olur. yazar-işlevi her yazarda farklı biçimiyle işlediğinden, her bir yazarın zihnindeki çocuk-okur imgesi farklıdır, dolayısıyla da söylem de metinlerde tümden farklılaşacaktır. Bu yüzden Ünlüler de Çocuktu metninde ilk eğilimdeki gibi yazarlar kimi yazarlar örneğin, Adalet Ağaoğlu öyküye yakın bir kurgusallıkta bir metin ortaya koyarken ikinci bir eğilimde Müjdat Gezen gibi yazarlar çocuk-okura hitap etmeyi seçebilir, ya da üçüncü bir eğilimde Talât S.Halman tüm çocukluğunu kısaca özetlemeyi tercih edebilir.

 Yazma anından yaşanma anına doğru bir geçmişe yolculuk sırasında zihnin metni, o anki duyuş, düşünüş ve algılama üzerinden kurup ona yeni bir anlam katarak yaşanmış olan gerçekliği yeniden üretmesi söz konusu olur. Birinci eğilimdeki yazarların çocukluklarını kuruş biçimlerinde bu anlamda en belirgin örneklerdir. Daha evvel de andığım Adalet Ağaoğlu’nun metnine bakılacak olursa, “Bebek”, yazarın erişkinlik döneminden bakarak geçmişte hissetmiş olduklarını anlamlandırma ve kendisinde bıraktığı izlere odaklanma üzerinden bir kurmaca ortaya koymuştur. Babasının kendisine hediye etmiş olduğu bir bebeğin onun için ifade ettiklerine odaklanır:

“İçimde sonsuz bir hafiflik duyuyordum. Ağırlığım yoktu. Hiçbir şeyin ağırlığı yoktu. Bir tüy gibi enginlerde süzülüyordum. Bunu, eli elimde bebeğe borçlu olduğumu ise bir an unutmuyordum. Unutamadığım bir başka şey daha vardı: Beni öyle ağırlıksız, tüy gibi, enginlerde dolaştıran, kendini bir bebek biçiminde gösteren babamın sevgisiydi.” (Altınkaynak Ünlüler de Çocuktu 1 16).

 Metnin sonunda ise bebeğin kaybı ile kendi kişisel dünyasındaki hayal kırıklığı ve kaybın bıraktığı iz sonucu hissettiği burukluğu çocuk gözüyle yansıtmaya çalışır. Bu tarz bir tutumla yazar-işlevi geçmişi anlamlandırmak adına işletilmiş görünür.

 İkinci eğilimde Müjdat Gezen’in “Bir Anı” metni örneğindeki gibi çocukluk anına direkt odaklanan bir perspektiften ziyade yazarın bulunduğu konumdaki özneliğine çocukluğunun etkisi ve sonra da kendisinin kimi kişilerin çocuklukları üzerindeki etkisi odağa taşınır. Çocuk okurlara öğüt verir: “Bu mesleklerden hangisini seçerseniz seçin size bir öğüdüm olacak: Önce o işin en iyi şekilde eğitimini alın. Eğitimsiz hiçbir iş olmaz” (Altınkaynak Ünlüler de Çocuktu 2 68). Haşarılıklarını tiyatrocu olma uğruna törpüleyip derslerine de çalıştıktan sonra babası tarafından tiyatro okuluna kaydettirilmekle ödüllendirildiğini dilen getiren Gezen, sonrasında bir erişkinlik anısına geçer. Kendisine sebepsiz yere içecek ikram eden bir garsona bunun sebebini sorunca aldığı yanıt çocukların yaşamına dokunmanın önemini kendisine hissettirir: “Ben küçüktüm, sizin çocuk tiyatronuza gelmiştim ve siz beni sahneye çıkartıp bir yarışmada yarıştırmış, sonra da bana kitap armağan etmiştiniz” (69). Bu anı özelinde okura seslenir ve “Eğer bir gün bana gelir de: ‘Ben bu kitaptan arkadaşınızım,’ derseniz sizi hemencecik tanıyıveririm. Ya da tanışmış oluruz tamam mı? Şimdiden söz… Hoşça kalın çocuklar…”(70). Çocuk okurla muhayyel bir sohbet sayesinde direkt iletişime giren bu diyalog, ne öykü ne anı ne de biyografi değil daha ziyade söyleşi tonu içerir.

 Üçüncü bir eğilimi örnekleyen Talât S.Halman’ın “Ayrı Bir Çocukluk” metni ise, çocukluğundan keyif almış ve onu bütüncül bir açıdan görmeyi tercih eden bir yazarın çocuk-özneyi daha dışarıdan bir bakışla inşa etmesine örnektir. Metnin bu tarzdaki göndermeleri en çok “Evde o kadar yaramazmışım ki beş altı yaşımdayken annem beni ‘Yaman’ diye çağırmaya başlamış”(97) gibi geçmişe dair rivayet odaklı hatırlanmayan noktaların aktarımında ortaya çıkar. Parça parça hatırlanan bir çocukluk geçmişinden Halman, şiir yazması, babasıyla donanmalarda gezmesi, aile dostlarının evlerinde geçirdiği anılardan kısa kesitler sunar ve bir öyküdeki bir kurmacadaki tek bir ana odaklı yapıdan ziyade genel anlamda çocukluğunun kendisinde bırakmış olduğu hisse odaklanır: “Erken yıllarım için kafam ve kalbim minnet dolu” (101). Böylece Halman’ın söylemi ve aktardıkları diğer iki eğilimdeki yazarlarınkinden farklı bir eğilimi, daha kuşbakışı ve anımsama odaklı bir yazımı örneklemiş olur.

 Sonuç olarak Ünlüler de Çocuktu serisi iki farklı yapıdaki metin kurulumuyla ve bu iki farklı metin grubunun imledikleriyle biyografi, otobiyografi, anı, belgesel öykü vb. türlerin ne kadar muğlak ve sınırları belirsiz alanlar olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Hikmet Altınkaynak bu metin derlemesi ile çocuklar için üretilmiş bu metinlerin çocuk okura farklı biçimlerde sunularak da olsa ortak paydada birer “çocukluk anlatısı” inşa etmenin türsel kalıplar olmadan da mümkün olduğunun bir örneğini verir. Türler birbirleri arasında geçişkenlikler içeren, kaygan zeminlerde tutunan, her zaman türü yeniden üreten ve her yeni biçemle türü zenginleştirip ona bir yeni şey katan bir çoğulluğun işaretleri olarak okunabilir. Altınkaynak’ın Ünlüler de Çocuktu serisi dahilinde kendi kaleme aldığı kısımların hem edebi biyografik izler taşıyan hem kendi anılarını içeren iki uçlu yapısında çocuk okura aktarılacakların imkânlarını gösterirken, diğer yazarların kaleme almış olduğu metinler grubu ise yazar-özneliğin oluşturabileceği söylemler çoğulluğuna ve çocukluğun algılanışına dair farklılıklara temas etmenin çeşitliliğini sergiler. Bu bağlamda Ünlüler de Çocuktu serisi tıpkı yetişkin metinlerinde olduğu gibi çocuk metinlerinde de farklılaşan yapıların okura iletilmek istenenle paralelliğini gözler önüne sermiş olur.

 

Kaynakça

 

Altınkaynak, Hikmet. Ünlüler de Çocuktu 1. İstanbul: Can Çocuk, 2016.

__________.Ünlüler de Çocuktu 2.İstanbul: Can Çocuk, 2017.

 

Beebee, Thomas O.. The Ideology of Genre: A Comparative Study of Generic Instability

Pennsylvania: The Pennsylvania State University Pres, 1994.

Derrida, Jacques. “The Law of Genre”. ed. David Duff. Modern Genre

Theory. Harlow: Longman, 2000.

Foucault, Michel. “Yazar nedir?”. Sonsuza Giden Dil. Ed. I. Ergüden & T.

Birkan. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2014: 224-259.

  • Instagram Sosyal Simge
  • Twitter
  • YouTube
  • Facebook Sosyal Simge

Design by Demet Erdoğan