“Filozof Olmadan Önce Onlar da Çocuktu”: Küçük Filozoflar Serisi Üzerine Bir İnceleme

Duygu Öksünlü Beytur

Türkçeye Metis Yayınları sayesinde kazandırılan “Küçük Filozoflar” (Les petits Platons) serisi, çocukları felsefe ile tanıştırmayı amaçlayarak filozofların yaşantıları üzerinden Antik Yunan’dan çağdaş felsefeye, geniş bir dönemi ele alır. 24 kitaptan oluşan serideki kitapların arka kapağında şu sözler karşımıza çıkar: “Filozof olmadan önce onlar da çocuktu. Cevaplarını merak ettikleri soruları vardı. Onların hikâyeleriyle, siz de kendi sorularınızın peşine düşebilirsiniz”. Burada, Küçük Filozoflar (Les petits Platons) serisinin yol haritası da görülür, filozofların hayat öykülerini resimlendirerek ve çocuklara uygun bir format oluşturarak genç okuyucuların felsefe ile tanışmasını sağlamak. Bu noktada serinin, disiplinin bugün hâlâ devam eden felsefe yapmanın temel yolu, tartışmasında felsefe tarihi öğrenmek tarafına daha yakın olduğunu söyleyebiliriz zannediyorum. Bu da bizi, oto/biyografi çalışmalarının öğretici ve pedagojik yaklaşımına bir kez daha götürür.

Tarih disiplininin ne olduğu veya tarih okumanın maksadı/ne işe yaradığı sorulduğunda gelen cevaplardan pek çoğu, geçmişte yaşamış insanların/toplumların yaşamından ders çıkarmak şeklindedir. 1980’li yıllardan itibaren tarih disiplini içinde öne çıkmaya başlayan biyografi ve otobiyografi çalışmaları için de benzer bir yargının olduğundan söz edebiliriz: Pek çok okura göre, oto/biyografi okurken maksat, başka insanların yaşamını zihnimizde adeta tekrar canlandırarak yaşamadığımız bir hayattan metin dolayımıyla ders çıkarmak, dünyaya ve hayata dair bilgimizi genişletmektir. Bu bağlamda, biyografi çalışmalarında şu veya bu şekilde öğreticilik vasfı karşımıza sık sık çıkar. Konu çocuk edebiyatında oto/biyografik çalışmalara geldiğinde, bunun metinlerdeki pedagojik karakter olarak karşımıza çıktığını görürüz (Chaney 297). Küçük Filozoflar serisi söz konusu olduğunda bu pedagojik niyet, filozofların hayat hikâyeleri ve felsefeleri birlikte ve iç içe ele alarak sunulur.

Felsefe tarihi içinde pek çok filozofun, yaşam anlatıları ile felsefelerini bir arada sunduklarını biliyoruz, Augustinus, Gazâlî ve Descartes otobiyografik anlatıları ile felsefe metinleri ortaya koyan en bilinen isimler olarak burada rahatlıkla zikredilebilir. Oto-biyografik unsurların felsefe öğretmede/yazımında katkısının bu bağlamda yeni ya da absürt bir görüş olduğunu iddia edemeyiz. Fakat çocuk edebiyatı ve felsefe ilişkisi söz konusu olduğunda, kuvvetle muhtemel felsefeyle ve filozoflarla ilk kez tanışan gerçek okur ile “Küçük Filozoflar” serisinin ideal okurunun ne düzeyde birbiriyle örtüştüğü sorusu zihnimi kurcalar.

Her ne kadar Küçük Filozoflar serisi farklı yazar ve çizerlerin katkılarıyla ortaya çıkmış olsa da seride belli bir içerik ve görsel uyumluluktan söz etmek mümkün: metin, görseller ve puntolara baktığımızda ilköğretime yeni başlayan 7-9 yaş aralığına hitap eder. Fakat kitaplarda kullanılan dil, terminoloji ve içeriğe baktığımızda daha büyük bir yaş grubuna hitap ettiğini gördüğümüzü zannediyorum. Serideki her bir kitap 60-65 sayfadan oluşur ve resimlerin bu kitapta büyük yer ve önem taşıdığı hemen görülebilir. Yukarıda da bahsettiğim gibi, farklı çizerlerin katkıları sebebiyle farklı tarzda resimlerin kitapta bulundukları görülür, örneğin Descartes Amca’nın Kötü Cini ve Profesör Kant’ın En Çılgın Günü’nde olayları ve mekânları betimleyici resimler görürken Lao-Tzu: Ejderha’nın Yolu ve Diyojen Köpek Adam’ın resimlemelerinde ise silüetler, soyut imajlar da yer alır.

Küçük Filozoflar serisinin içeriğine geldiğimizdeyse biyografi alanındaki belli başlı motiflerin burada da işlediği görülür, sözgelimi, çoğunlukla hikâyeler filozofların meşhur argümanlarını ortaya atma anlarından hemen önce başlar. Diyojen’i Atina sokaklarında “İnsan arıyorum!” diye bağırırken, Descartes’ı cogito argümanını keşfederken görülür açılışta. Serinin tüm kitaplarında da (Heidegger’in Böceği burada ufak bir istisna oluştursa da) düşünürlerin felsefelerinin ortaya çıkış süreci okunur. Burada, düşünürlerin yaşadıkları tarihsel ve toplumsal koşullar da yer alır; bir evrenselleştirme tavrından ziyade belli başlı kültürel unsurların hikâyede kullanıldığı görülür. Örneğin, Sokrates Karanlıktan Çıkıyor, Diyojen Köpek Adam ve Epikür’ün Kahkahası’nda Yunan mitolojisinden, Antik Yunan’daki şehir ve vatandaşlık-kölelik anlayışından doğrudan bahsedildiğini ve bunların olay örgüsünü anlamak için önemli yer tuttukları görülür.

Küçük Filozoflar serisinde modern felsefe öncesi dönemi ele alan eserlerde genel olarak, iyilik kötülük problemi, hayat felsefesi (philosophy of life) ve kader tartışmalarının ele alındığı görülür. Bu eserler, Epikür, Sokrates, Diyojen, Lao-Tzu gibi analitik ve sistematik felsefe ortaya koymamış filozofları ele aldıkları için belki de bu düşünürlerin ele alındığı çalışmalarda hikâyeleştirmenin daha kuvvetli olduğu görülür. Modern felsefe kısmına geldiğimizdeyse, Descartes, Leibniz, Kant’ın ele alındığı eserlerde bu kez epistemoloji ve etik alanlarının tartışmanın ana eksenini oluşturduğuna şahit olunur. Fakat bu eserlerde kimi zaman bir sayfa boyunca filozofun attığı tiratta felsefesini özetlemeye çalıştığını da görmekteyiz. Ortalama 63 sayfalık resimli bir kitapta yazarın bir filozofun bütün çalışmalarına referansta bulunmaya çalışması ise bir çocuk edebiyatı eserinde kaosa sebep olmaktadır. Örneğin, Profesör Kant’ın En Çılgın Günü’nde Kant’ın epistemoloji, etik ve siyaset felsefesine dair görüşlerinden ayrı ayrı bahsedilir; bununla birlikte filozofun meşhur dakikliği ve düzenli yaşantısı da hikâyenin gerisinde ilerler. Böyle bir tercihse, bana kalırsa, kitabın hem bir çocuk tarafından yalnız başına okunabilirliğini azaltır, zira hikâye dağınık, hem de okuyucularının bir tartışmaya dahil olma ihtimalini düşürerek bir özet ve bilgi yığını olma tehlikesine doğru ilerler. Michael Lackey, The Ethical Benefits and Challenges of Biofiction for Children isimli makalesinde, ortaokul seviyesindeki çocuklarla yaptığı mülakatlarda, çocukların kurgu ve kurgu dışı farkının bilincinde olduklarını ve biyografi-kurguda (biofiction) salt tarihsel gerçekliğin değil estetik yönün ve kurgunun okurlarca ilgi çekici bulunduğunu aktarmaktadır. Lackey bu makalesinde, tarihsel gerçeklik ve kurgu ayrımının kitaplarla haşır neşir olan bir çocuk tarafından ummadığımız biçimde kurulduğunu anlatırken bir yandan da öğreticilik vasfının[1] estetikle iç içe geçtiğinden bahseder. Çocuk edebiyatı içinde bir biyografik eser, konu aldığı tarihsel vakıayı keser biçer eğer büker, böylelikle metin estetik nitelik kazanmış olur. Ancak bu durumda, yani ham gerçeklik ya da malzeme estetikleştiği müddetçe gerçek anlamıyla okunan ve okurunu oluşturan (kendisine bağlanan, metni bir yerden bir yere taşıyan, bu metindeki karakterlerle çatışan ya da özdeşleşen) bir metin ortaya çıkacaktır. O hâlde, Martin Heidegger’in felsefesi ile çocukların tanıştırılmasının amaç edinildiği bir hikâyenin olay örgüsünün büyük kısmının Nazizm’e ayrılması, daha sonrasında Hölderlin, Rene Char gibi şairlerin de hikayeye dahil olması, yani düşünürün hayatının yeterince kesilip biçilememesi, okuyucunun hem metin hem de felsefeyle tanışmasını bir ölçüde güçleştirmektedir. Benzer biçimde, Leibniz’in felsefesinin örneğin hem epistemoloji hem de din felsefesi boyutunun metne dahil edilmesi, okurun bağlantı kurmasını zorlaştırmakta, bir yandan filozofun yaşadığı kentten, gündelik yaşantısında bahsedilirken bir yandan da ağır bir felsefe tartışmasının özetlenmesi, bu hikâyenin akışını olumsuz etkilemektedir. Sokrates Karanlıktan Çıkıyor’da, hem Platon’un ideal devlet anlayışının aktarılması hem de Platon kritiği yapılması da benzer bir yeterince kesip biçememe sorunu olarak okunabilmektedir. Küçük Filozoflar serisinde fazlaca öğreticilik ve felsefe tarihi, zannederim ki serinin çocuklar tarafından tek başına okunabilirliğini güçleştirmekte, metinleri daha ziyade bir ders kitabı formatına sokarak, öğretmen-eğitmen eşliğinde okunmaya elverişli kılmaktadır.

Küçük Filozoflar serisinin öğretmen-eğitmen eşliğinde okunmaya uygun olduğunu iddia etmemdeki sebeplerden biri de serideki kitaplarda zaman zaman kullanılan yoğun felsefi terminoloji: idea, şey, varlık gibi kavramlar, belki de yazarların dikkatinden kaçarak pek çok kez kullanılır. Hâlbuki, kitabın biçimsel özelliklerine baktığımızda muhtemel gerçek okurun böyle bir terminolojiyi, örneğin, “Şeylerin niçin dönüştüğü” (Henke 34), “(S)enin zihninde olduğu gibi onlarda da yatak ideası…” (Marchand Sokrates Karanlıktan Çıkıyor 47), anlayabilmesi herhâlde pek de olası değildir. Terminolojinin yanında serinin hitap ettiği okur kitlesi ile ilişkisini sorunlu kılan bir başka unsur da serideki bazı kitaplarda geçen cinsel ilişki ve cinsel saldırı bahisleri. Yer yer tecavüz kelimesi geçmekte (Mongin Leibniz: Mümkün Dünyaların En İyisi 15), ensest (Marchand Epikür’ün Kahkahası 12) ve mastürbasyondan (Marchand Diyojen Köpek Adam 44) isim vermeden bahsedilmekte ve cinsel ilişki arzusuna (Marchand Sokrates Karanlıktan Çıkıyor 42) yer verilmektedir. Elbette bu yazının maksadı ve haddi, çocuk yazınında cinsel ilişki ve cinsel saldırının nasıl ve ne düzeyde yer alabileceği değildir, bu noktada maksadım yalnızca böyle bir tutumun problemli olabileceğine dikkat çekmek. Bu bağlamda, Küçük Filozoflar serisinin dili ve içeriği ile ideal okurunun çocuk okur olduğunu söylemek güçleşir. Lackey yukarıda atıfta bulunduğum makalesinde, çocuk biyografik yazınının çocukların kahramanla özdeşleşme ve eleştiri melekelerinin gelişmesi açısından kıymetli olduğunu ortaya koyar, Chaney ise bu anlatıların didaktik olma tehlikesinden ve bu anlatılarda karşımıza çıkabilecek gerçek okur ile ideal okur arasında makastan söz eder. Küçük Filozoflar, 24 kitapla geniş ve detaylı bir çalışma ve özenli resimlemeler ile karşımıza çıksa da bu serinin çocuklar için bir edebiyat ürünü mü yoksa yetişkin felsefe okurları için eğlenceli bir çocuk edebiyatı örneği mi olduğunun tartışmaya değer olduğunu düşünmekteyim.

Küçük Filozoflar serisi, felsefe yazımı ve bilme edimi üzerine sorularımızı bize bir kere daha sordurtur, acaba çocuklar için felsefe, uygulamalı etik(applied ethics) tartışmaları ile mi yoksa biyografik bir yazın ile felsefe tarihi anlatısı ile ilerlemeli? Elbette bu sorulara bu yazının verebileceği kesin bir cevap yok, fakat gerçek bir anlama çabasının çatışmayı göze aldığına inanarak, Küçük Filozoflar serisinde kendimce tartışmaya değer bulduğum noktaları böylelikle ortaya koymaya çalıştım. Umarım bu seri, felsefeyle oldukça geç tanışan Türkiye’deki genç okurlar için de yeni ve iyi bir yol arkadaşı olacaktır. 

 

Kaynakça

Chaney, Michael A. “Autobiographical Graphic “Novels” of Childhood”. a/b: Auto/Biography Studies 32 (2): 297-301.

 

Henke, Miriam. Lao-Tzu: Ejderhanın Yolu. Çev. Akın Terzi, Ed. Jerome Meyer-Bisch. Metis      Yayınları, 2011.

 

Lackey, Michael. “The Ethical Benefits and Challenges of Biofiction for Children”. a/b: Auto/Biography Studies 33 (1): 5-21.

 

Marchand, Yan. Diyojen Köpek Adam. Çev. Necmiye Alpay, Ed. Vincent Sorel.  Metis     Yayınları, 2011.

__________. Epikür'ün Kahkahası. Çev. Ayşe Deniz Temiz, Ed. Jeremie Fischer. Metis  Yayınları, 2013.

__________. Martin Heidegger'in Böceği. Çev. Necmiye Alpay, Ed. Matthias Aregui. Metis       Yayınları, 2012.

__________. Yan. Sokrates Karanlıktan Çıkıyor. Çev. Akın Terzi, Ed. Yann Ye Bras. Metis        Yayıncılık, 2014.

 

Mongin, Jean Paul. Descartes Amca'nın Kötü Cini. Çev. Savaş Kılıç, Ed. François  Schwoebel. Metis Yayınları, 2011.

__________. Leibniz: Mümkün Dünyaların En İyisi. Çev. Zeynep Direk, Ed. Julia Paul     Wauters. Metis Yayınları, 2011.

 

__________. Profesör Kant'ın En Çılgın Günü. Çev. Burak Şaman, Ed. Laurent Moreau.   Metis Yayınları, 2011.

 

 

 

 

 

[1] Burada öğreticiliği ilk anlamıyla kullanmadığımdan, metnin didaktik olmasından, hayat dersi veya nasihat vermesinden değil, okurun otantik bir okumadan, okurun metne gark olup olmamasından bahsettiğimi not düşmek isterim.  

  • Instagram Sosyal Simge
  • Twitter
  • YouTube
  • Facebook Sosyal Simge

Design by Demet Erdoğan