Bir Futbol Anlatısını Çözümleme Denemesi: Sihirli Top’ta Direniş ve Keşfetme

Bir Futbol Anlatısını Çözümleme Denemesi: Sihirli Top’ta Direniş ve Keşfetme

Selva İnce | 30.06.2021


Fatih Erdoğan’ın kaleme aldığı Sihirli Top, ilk bakışta, çarpık kentleşme ve betonerleşmenin kıskacındaki şehrin içinde kalan tek boş arazide çocukların oynayabildikleri ve sokak turnuvası düzenleyebildikleri bir futbol anlatısıdır. Ancak metnin fragmanlardan oluşan anlatı yapısı aralandığında, çocuk kahramanlara “kendi” olabilme motivasyonunu aşılarken aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerini de irdeleyen bir direniş öyküsüne de dönüşür. Bu direnişte arazinin sahibi Neriman Hanım açgözlü müteahhitlere karşı yürüttüğü mücadeleyi kazanırken sihirli topun sahibi Deniz de kendisine güvenmeyi ve pes etmemeyi öğrenir. Ben bu yazıda direniş ve kendini gerçekleştirme motifleri bağlamında, farklı okuma pratiklerine kapı aralayan bir futbol anlatısının izini sürmeye çalışacağım.

 

Anlatı Deniz ve arkadaşlarının hazırlık maçından bir sahneyle açılır. Beşe beşe ayrıldıkları maçta, akranlarına göre -henüz yeterince pratik yapmadığı için- iyi oynayamayan Deniz “fasulye”dir (9), oynayacakları top yırtık (10), eğri büğrü çizgilerle sınırları belirlenmiş saha profesyonellikten uzaktır (11). Oldukça realist bir tutumla âdeta eline kamerasını alan anlatıcı, oyun kurulumundan başlayarak antrenmanı an be an kaydederken, aynı zamanda bir spiker gibi maçı anlatır. Çocukların birbirleriyle olan diyaloglarında akran zorbalığını da imleyen esprili ve alaylı tını dikkat çeker. Deniz’in ayağının yamuk olduğunu düşünmesiyle sonuçlanan bu tınılar hoşlandığı kız Miray’ın da onun topu kaleye gönderemediğini görünce katmerlenir. Sonuçta Yoncaspor takımının antrenmana herkesten önce gelecek kadar şevkli en küçük sporcusu “kendisine” küserek sahadan ayrılır. “Ayağımın ayarı yok benim”, “Rezil oldum” diyordur (31). Deniz söylenedursun gerçeküstü biçimde orada bulunan ve uyumaya hazırlanan meşe ağacının yapraklarının arasından bir palamut sallanır ve Deniz’in başına düşer (34). Antrenmanda tamamen demoralize olmuş Deniz, palamutun düşüşünü de “Bendeki de şans işte!” diye karşılar ama yine de düşen palamutu cebine koyar (35). Bu palamut anlatının seyrinde Deniz’in futbol konusunda kendini gerçekleştirmesini sağlayacak olaylar dizisinde ilk baht dönüşü olur. 

 

Eve döndüğünde annesi ve babasıyla antrenmana dair konuşan Deniz, babasının da gençliğinde futbolda iyi olmadığını ama arkadaşlarının -top onun olduğu için- tüm oyunlarına babasını da dahil ettiklerini öğrenir. Top kiminse onun oyundan dışlan(a)maması bilgisi anlatının kilit noktalarından biridir. Zira o gece uyurken, odasında birdenbire beliren gökkuşağı rengi top sayesinde Deniz de arkadaşları tarafından yeniden oyuna dahil edilmek istenecektir. Ancak Deniz öznelliğini ortaya koyarak topu aracılığıyla değil kendi olduğu için oyunda olmak istediğini her seferinde belirtecektir. Kulağında babasının “çalışırsan olur” öğüdü (67), ayağında babasının aldığını düşündüğü topu, cebinde meşe palamutu, Deniz hem denemelerinde hem de oldukça zorlu geçeceğine takımca inandıkları Kuruyaylalılarla olacak maçlarında bir sır keşfedecektir: Sihirli top, topa vurduğunda içinden ne geçiyorsa o şekilde hareket ediyordur! Bu noktada anlatıda topun işlevinden de söz etmek yerinde olacaktır. Büyülü gerçekçilik akımında daha çok karşımıza çıkan, anlatıda gerçeklik düzleminde seyreden sıradan bir olgunun gerçeklikten bir süreliğine sıyrılıp gerçeküstü alana geçerek kendini göstermesi, Sihirli Top’da da topun anlatıya dahil olması ve meşe palamutu dolayımıyla Deniz’in topun sihirli olduğunu düşünmesiyle gerçekleşir. Topun gökkuşağı renginde seçilmesiyse bireysel farklılıkları potasında eriten daha büyük bir anlatıya eklemlenerek, anlatıda çocukları kendinde birleştiren bir unsura dönüşür.

 

Yazımın başında metnin futbol anlatısının paralelinde fragmantatif yapıda seyreden ikincil bir anlatısının da olduğundan bahsetmiştim. Bu anlatının ana kahramanı Neriman Hanım olsa da Müteahhit Fevzi Bey, adamı Abbas, Hüseyin Dede ve maymunu Zıpır da hem anlatıyı geleneksel halk tiyatrosu anlatı formlarına yaklaştırırken hem de toplumsal cinsiyet rollerini sorgulatırken anlatıya eklemlenirler. Her şeyden evvel Neriman Hanım çocukların özgürce top oynayabildikleri sahanın sahibi, yalnız yaşayan bir kadındır. Kentsel dönüşümle mahalleye inşa edilecek büyük bir site projesinin gerçekleşmesine engel olan arsanın temellük sorunu, Fevzi Bey’le Neriman Hanım’ı karşı karşıya getirecektir. Ancak öncesinde Abbas Neriman Hanımla, daha doğrusu tavasıyla diyaloğa geçer. Abbas ile Fevzi Bey’in ortaoyunu kahramanları Kavuklu ile Pişekâr’ı andıran eğlenceli diyaloğundan, Neriman Hanım’ın zorlu bir kadın olduğunu ve arsayı satmak istemediğini öğreniriz. Geleneksel halk tiyatrosu anlatı formlarında olduğu gibi bu diyalogda da anlatıya güldürü unsurunu katan etmen “yanlış anlaşılma” olarak belirir ve olayın çözümünün dolaylı anlatımla geciktirilerek seyircide merak duygusunu arttırılması, akıllı geçinen kahramanın saf kahraman üzerindeki genellikle sözle ve tokatla gerçekleşen tahakkümü, hakkı gasp edilenin eninde sonunda galip gelmesi ve akıllı geçinen kahramanın gülünç duruma düşmesi gibi diğer yan unsurlarla birlikte bu anlatım benzerliği pekişir. Akıllı geçinen Fevzi Bey ve saf kahraman Abbas’ın arasında geçen diyalogda tüm bu unsurlar kendini gösterir:

 

- Ee? Söylesene be adam. Bana ne onun yaşlı mı genç mi olduğundan veya kadın mı erkek mi olduğundan! Kimmiş diyorum kimmiş?, Adı ne yani?

- …Haa, adı… Şey… Neriman… Neriman Hanım… O arsayı asla satmayacağını söyledi. Dünyaları versek yine satmazmış. O evde doğmuş. O arsada saklambaç oynamış, çelik çomak oynamış, ebecilik oynamış, yakantop oynamış, beştaş oynamış, aç kapıyı bezirgânbaşı oynamış, yağ satarım bal satarım oynamış, kukalı saklambaç oynamış, istop oynamış, körebe oynamış, misket oy…

- Yeteeer! Yeter be adam. Sonuca gel. Anlattın mı ona?

- Neyi?

- Neyi mi? Neyi mi? Getir kulağını yaklaş!

- Hayır hayır efendim. Kulağım böyle iyi efendim. Tabii…Tabii… Anlattım.

- Ne anlattın? Söyle çabuk!

- Şey efendim… Dedim ki, bak teyzeciğim, biz burada site yapcaz! Herkesin arsasını aldık. Bi seninki kaldı. İnşaat bekliyo senin yüzünden… Arsanı bize satcan! Dedim ki, bak senin bi ayağın çukurda!

- Eşşek!

- Efendim?

- Eşşek dedim duydun mu? Yani bi hayvan var ya, uzun kulaklı…

- Evet, biliyorum efendim…

- İşte sen osun yavrucuğum… Bir eşeksin!

- Kalbimi kırıyorsunuz efendim…

- Kalbini mi? Kalbini kırmakla yetineceğimi mi sanıyorsun sen? Kafanı kıracağım senin, kafanı. Lan oğlum öyle mi denir?

- Nasıl efendim?

- Evladım, bir kadına, yaşlı da olsa ‘bir ayağın çukurda’ denir mi hiç?

- Zaten o da çok kızdı, efendim.

- Kızar tabii.

- Kızmakla da yetinmedi efendim… Kafama tavayla vurdu.

- …Tavayla mı?

- Evet efendim. Ben öyle deyince, beklememi söyleyip mutfağa gitti. Döndüğünde elinde siyah bir tava vardı. Hani köfte kızarttığımız tavalardan… Ben de bana köfte ikram edecek sanıp sevinmiştim ama tavayı kafama indirdi, efendim.

- İyi etmiş, benim dangalak oğlum!  Anlaşılan bu işi kendim halletmek zorundayım. Yarın ben gideceğim onunla görüşmeye. (26-30)

 

Fevzi Bey gerçekten de gider Neriman Hanım’la görüşmeye. Elinde çiçek kapıda beklerken bu kez de Hüseyin Dede dahil olur anlatıya. Hüseyin Dede Deniz’in Miray’dan hoşlanması gibi içten içe Neriman Hanım’ı seviyordur. Ancak bir türlü açılamamıştır. İşin iç yüzünü öğrenene kadar Fevzi Bey’i de Abbas’ı da Neriman Hanım’ın talipleri sanır. Fevzi Bey ise özellikle ortaoyununda olduğu gibi Neriman Hanım’ın tavasından nasiplenirken Abbas’ın konumuna iner ve bu kez kendi gülünç duruma düşer. Üstelik yaptığı hiçbir plan da tutmaz. Ne arsa için teklif ettiği yüklü paralar ne de bir koz olarak kullandığı Neriman Hanım’ın vergi borcu, anlatıda sihirli top gibi beliren Hüseyin Dede’nin piyango bileti Fevzi Bey’in planlarını alt üst eder!

 

Bahsettiğim yanıyla, geleneksel halk tiyatrosu anlatı formlarını andıran, anlatıya mizah ve merak duygusu katan bir diğer unsur da Neriman Hanım ve Hüseyin Dede ilişkisinde belirir. Bu kez adaletin tesisi toplumsal cinsiyet rollerinin alaşağı edilmesiyle sağlanır. Hüseyin Dede’nin klişeleşmiş “sen orada yalnız ben burada yalnız” (178) şeklinde Neriman Hanım’a evlilik teklifiyle konuya girmesi yine anlatıda tavanın görevini gerçekleştirmesine vesile olur. Hüseyin Dede müteahhitlerden hazırlıklı olup içi kâğıt dolu şapka takmış olsa da Neriman Hanım zekâsıyla şapkasını çıkarmasını sağlar ve “Demek evlenip senin evine taşınacağım ha! Senin çamaşırlarını, bulaşıklarını yıkayacağım ha! Seni soysuz!” (181) diyerek tavayı başına indirir. Ancak bu eylem müteahhitlere olduğu gibi ceza verme niteliğinde değil, ders verme niteliğinde bir eylemdir. Şöyle ki Deniz ve Miray’la birlikte sahanın akıbetini konuşurlarken Hüseyin Dede’nin aklına piyangoyu Neriman Hanım’ın borçlarını kapatacak meblağda kazandığı gelir. O sırada elinde keklerle kapıda beliren Neriman Hanım aslında yumuşamış ve içten içe Hüseyin Dede’nin teklifini değerlendiriyordur. Tanışmadan, arkadaş olmadan ve hepsinden önemlisi Neriman Hanım’ın özel alanına saygı duymadan ikili anlatıda bir araya gelmez.

 

Sonuçta maymun Zıpır ve piyango bileti vesilesiyle arsa krizi çözümlenir. Deniz, gerçekten istediğinde ve yeterince antrenman yaptığında başarılı olabileceğini herhangi bir sihrin yardımı olmadan keşfeder. Neriman Hanım ve Hüseyin Dede, Deniz ve Miray gibi öncelikle arkadaş olurlar. Bir futbol maçı anlatısı etrafında şekillenen ve birbirine eklemlenen tüm bu fragmantatif olaylar zinciri, kitap okuma sevgisi, arkadaşlık bağları, kalıplaşmış cinsiyet rollerinin değişimi, futbolcu ve mahalleli çocuk oyunları nostaljisi, şehirdeki betonlaşma ve yeşil alan sorunu, vazgeçmemek ve alıştırma yapmanın önemi, kendine güvenme gibi konuları da anlatının estetik formundan ödün vermeden çocuk okurun dikkatine sunar. Realist tutumla başlayan klasik bir futbol anlatısı, büyülü gerçekçilik ve geleneksel halk tiyatrosu formlarıyla da ilişkilenerek katmanlı bir okuma pratiğine imkân tanır.

 

 

 

Kaynakça

Erdoğan, Fatih. Sihirli Top. İstanbul: Mavi Bulut Yayınları, 2019.


İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge,marka ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Çocuk Yazını'na aittir.